Çağdaş İlkellik

 İnsanlık tarihine baktığımızda, geldiğimiz nokta Milenyum Çağı olmuştur. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl, Milenyum Çağı olarak anılıyor. 2000 yılında şaşaalı kutlamalarla girdiğimiz Milenyum Çağında, yani son 1000 yılın daha ilk 10 yılında yaşananlar, bu çağın ne kadar zor geçeceğini gösterdi. Oysa “Milenyum Çağı”, acıların ortadan kalkacağı, barış ve adalet ile insanca yaşamın kurulacağı, neredeyse ‘yeryüzünde bir cennet’ inancını da içeriyordu. Oysa savaşlar, dünyanın belası olarak gündemimizin başında yer alıyor.

Dünyanın içinde bulunduğu son duruma dünya siyasası içinde baktıktan sonra gelelim bilimin ve sanatın kime karşı, ne için ve nasıl yorumlandığına.

Biliyoruz kiHomo–Sapiens’i en gelişmiş maymundan ayıran özellik, “emek”tir. Yani insanlık, emekle başlamıştır. El, insanlığın ilk üretim aracı olmuştur. İnsanın var olmasıyla başlayan; doğayı değiştirici ve dönüştürücü gücüyle; emeğin üretkenliğinin aracılığıyla; aktarılabilen-uyarlanabilen maddi-manevi sonuçlar, kültür tanımını oluşturur.

Kültür; İnsanın doğayı tanıma, bilme ve dönüştürme mücadelesidir.

İnsanlık tarihinin kültürel gelişimini iki alanda özetleyebiliriz: Bilim ve sanat. İnsanlık, yerleşik hayata geçip yönetici sınıfların ortaya çıkmasıyla birlikte iktidarları sırtlarında taşımaya başladığı günden bugüne uzanan siyasal üstyapı kurumları tarafından yönetilmekte ve yönlendirilmektedir. Üretim araçlarına sahip olan sınıf, toplumsal yapıdaki her türlü ilişki biçimini de kendi çıkarına göre düzenlemektedir. Bilim ve sanat, bu anlamda iktidarın bakış açısına göre topluma empoze edilmektedir ve işlevi bozulmaya çalışılmaktadır. Bu bakış açısıyla tüm sanat dalları sınıfsal bir içeriğe sahiptir.

Fotoğrafın icadı ve bugüne kadarki gelişimi de kültürel birikimin bir parçasıdır. Fotoğraf; 19 Ağustos 1839’da Fransa Bilimler Akademisi’nce tescil edildiği günden bugüne, hem bilim hem de sanat alanının vazgeçilmezi olmuştur. Bilimin icat ettiği fotoğraf, teknolojinin gelişimine yol açmıştır. Günümüzde bilimsel çalışmaları fotoğrafsız düşünemeyiz: Tıp, astronomi, genetik, fizik vb. Fotoğraf artık bilimsel çalışmalarla özdeşleşmiş bir alan olmuştur. Aynı zamanda bu süreç içinde sanatın da vazgeçilmezi olmuştur. Bir yandan bilimle iç içe olan fotoğraf, aynı zamanda sanatın da ortasına yerleşmiştir. Birçok sanat dalı fotoğrafla ilişkilenmiştir. Özellikle çağdaş sanatlar fotoğrafsız düşünülemez.

Bilimsel ve sanatsal alanlar, fotoğrafla diyalektik bir bütünlük taşırlar. Fotoğraf, bir yandan bilim ve sanatı geliştirirken diğer yandan bilim ve sanat da fotoğrafı geliştirmektedir. Sonuçta fotoğraf, insanlığın gelişiminde önemli bir yere sahiptir.

Sorulması gereken soru fotoğrafın, bilimin ve sanatın toplumsal gelişime ne oranda yararlı olduğudur. Bilim ve sanat, insanlığa hizmet amacıyla üretilir ve paylaşır. Ne yazık ki bu sonuçlar, aynı zamanda topluma karşı kullanılan silahlar da olabiliyor. Atom, bulunduğundan beri tıbbi amaçlar dışında bomba olarak kullanılıyor; yani savaş nesnesine dönüştürüldü. Medyada kullanılan fotoğraflar da dezenformasyon üretiminin bir parçası yapılıyor. O zaman bilim ve sanat, kime veya kimlere hizmet ediyor, diye sorgulanmalıdır.

Bu noktada, bilim ve sanat kavramlarından (terminolojik açıdan) ne anladığımızın da açıklanması gerekiyor: Bilim ve sanat, insanlığa hizmet eder. Dolayısıyla insanlığa karşı kullanıldığında da bununla başta bilim ve sanat insanları olmak üzere toplumsal muhalefetin mücadele etmesi gerekiyor. Bu anlamda bilimin ve sanatın birlikte ele alınacağı birçok ilişki, birbiriyle bağıntılıdır: Bilim-sanat ve ideoloji;bilim-sanat ve felsefe; bilim-sanat ve ahlak…

Sınıflı toplumlar olduğu sürece,  bilim ve sanat da sınıfsallığa sahip olacaktır. Bu sınıfsal bakış açısı, kavramların, literatüre göre değerlendirilmesi ve yorumlanması şeklinde hayat bulur. Bu da yöntembilimsel bir çalışmanın sonucu olarak bizi yönlendirir. Sanatçıyı, nesnel dünyanın öznel tasarımı sürecinde durduğu yer ve hayata bakış açısı yönlendirir. Bu bilgi, tarafsız sanat eseri yaratılamayacağını gösterir. Bilimin ve sanatın sınıfsal niteliği, toplumsal çelişkilerin keskinleştiği dönemlerde daha bir netlik kazanır. Bu yüzden yaşadığımız dönemde ideolojik savaşımınbüyük bir yoğunluk kazanması bundandır.

Bir zamanlar insan alete egemendi. İnsan demirbaştı; alet, geçiciydi. Bugün ise makineler insana egemen olmuştur; makineler demirbaştır, insan geçicidir. Üretim ilişkilerinin geldiği nokta, işte budur. Kapitalizm, her şeyi ama her şeyi‘para-meta-para’ döngüsüne sokmuştur. Bu ilişkiyi ‘para-sanat-para’ ya da ‘para-fotoğraf-para’ olarak da okumak olasıdır. Yeni bir üretim biçimini hayata geçiremezsek bundan,insanlık ve doğa daha çok çekecektir.

 Gezi Direnişi süreci,toplumun silkinmesi ve uyanışı olarak umutlarımızı artıran gelişmelere işaret etmektedir. İktidara ve onun uygulamalarına karşı ne yapacağını, ne yazacağını, ne söyleyeceğini şaşırmış olan aydın ve sanatçıların gözünü açıp dinelmelerine de yol açmıştır. Önceli olan Tekel direnişinin sınıfsal karakteri ile Gezi direnişinin küçük burjuva ağırlıklı isyanı birbirini tamamlamıştır ve önümüzdeki günlerin daha da sıcak geçeceğine ilişkin emareler sunmuştur. Muhalefet, bu isyanlarını sanatla birleştirerek gücünü ve görünürlüğünü arttırmıştır.

Bugünü değerlendirmede önemli ipuçları barındıran Walter Benjamin’in “Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı” isimli kitabının son söz  bölümlerinden alıntıladığım yazıyı Ahmet Cemal’in çevirisiyle dikkatinize sunmak istiyorum:

“…Kitlelerin, mülkiyet koşullarının değiştirilmesini isteme hakları vardır; … Faşizm, kendi içinde tutarlı olarak politik yaşamın estetize edilmesini amaçlar. …Politikanın estetize edilmesine yönelik bütün çabalar, tek bir noktada doruğuna varır. Bu nokta, savaştır. Büyük boyutlardaki kitle hareketlerini geleneksel mülkiyet ilişkilerini değiştirmeden koruyarak belli bir hedefe yöneltmeyi, yalnızca ve yalnızca savaş sağlayabilir. Olayın politika açısından ifadesi budur. …Ama bu kanıtları gözden geçirmek, yine de öğreticidir.

*Marinetti’nin (kendisi İtalyan bir fütürist sanatçıdır) Etiyopya’daki sömürge savaşına ilişkin manifestosunda şöyle denilmektedir:

 ‘Yirmi yedi yıldan bu yana biz fütüristler,savaşın estetiğe aykırı diye nitelendirilmesine karşı çıkmaktayız… Bu bağlamda yaptığımız saptamalar, şunlardır:

 …Savaşgüzeldir, çünkü gaz maskeleri, korkutucu megafonlar, alev makineleri ve tanklar aracılığıyla insanın, boyunduruk altına alınan makine üzerindeki egemenliğine gerekçe kazandırır.

Savaş güzeldir, çünkü insan bedeninin o düşlenen konumunu, metalleştirilmesi konumunu kutsayarak gerçeğe dönüştürür.

Savaş güzeldir, çünkü çiçekler açan bir çayırı mitralyözlerin ateşten orkideleriyle zenginleştirir.

Savaş güzeldir, çünkü tüfek ateşini, top atışlarını, ateşin kesildiği anları, parfüm ve çürüme kokularını tek bir senfoni halinde birleştirir.

 Savaşgüzeldir, çünkü büyük tanklarınki, geometrik uçak filolarınınki, yanan köylerden yükselen duman helezonlarınınki  gibi yeni mimari biçimler ve daha pek çok şeyler yaratır.’

…Bu manifestonun ayrıcalığı, çok açık oluşudur. Sorunları ortaya koyma biçimi açısından ise diyalektik düşünen birince benimsenmeye layıktır. Bu manifestoya bugünün savaşının estetiği şöyle görünmektedir:

(…) Emperyalist savaş, toplumun doğal malzemesinden yoksun kıldığı istemleri ”İnsan malzemesi”nin yardımıyla karşılayan tekniğin bir başkaldırısıdır. Teknik, nehirleri kanalize edecek yerde, insan selini siperlere yöneltmekte, uçaklarından tohum atacak yerde kentlere yangın bombaları yağdırmaktadır; gaz savaşında ise Aura’yı yeni bir biçimde ortadan kaldırmaya yarayan bir araç bulmuştur. ”Fiat ars, pereatmundus” (“Sanat olsun, isterse dünya batsın” Ç.N) diyen faşizm, tekniğin değişime uğrattığı, duyusal algılamanın sanatsal düzlemde doyuma ulaştırılmasını, Marinetti’nin itiraf ettiği gibi, savaştan bekler.

Bu, herhalde tam anlamıyla sanat sanat içindir’in gerçekleşmesi olmaktadır. Bir zamanlar Homeros’ta, Olimpos Dağı’ndaki tanrıların gözünde bir tür sergi malzemesi olan İnsanlık, şimdi kendi kendisi için bir sergi malzemesi olup çıkmıştır. Kendine yabancılaşması,ona kendi yıkımını birinci sınıf bir estetik haz kaynağı niteliğiyle yaşatacakboyutlara varmıştır.Faşizmin politikayı estetize etme çabalarının vardığı nokta, İşte budur.Komünizm, buna sanatın politize edilmesiyle yanıt verir…”

 Bilim; sanat;siyaset… Hangi alanda olursa olsun sınıflı toplum düzeni devam ettikçe piyasa için üretilenlerin tümü için, tekbir şeyden bahsedebiliriz: “Çağdaş İlkellik”

 

 

* FilippoTommaso Marinetti

İtalyan yazar (İskenderiye,  Mısır 1876-Bellagio 1944). Yazarlığa Fransızca eserler yazarak başladı: La Conguetedes Etoiles (Yıldızların Fethi) [1902] şiiri; Destruction (Tahrip) [1904] adlı şiir derlemesi v.b.
1905′tePoesia dergisini kurdu, 1909′da Figaro’da, fütürizm’ in doğuşunu hazırlayan Manifesto’yu, 1910′da da Mafarka il Füturista (Fütürist Mafarka) romanını yayımladı. Az sonra, eserleri ve etkisi fütürizm tarihinde yer almaya başladı. Bu akımı yalnız İtalya’da hızlandırıp desteklemekle kalmadı, aynı zamandasayısız yolculuklar, konferanslar, sanat sergileri ve tiyatro gösterileriyle Fransa, Almanya, İngiltere, Rusya ve Amerika’da da yaydı. Kısaca, birçok edebi ve deneme eserleriyle ve konferanslarıyla gittiği her yerde büyük ilgi topladı. Libya savaşına, iki Avrupa savaşına ve Habeşistan savaşına katıldı; fütürist ideallerin faşizm çerçevesinde gerçekleşeceğine inandığı için faşizmi destekledi.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar