Yurttaş Foto Muhabirliği

Dünyanın yakın zamanda tanıdığı iki kavram var; yurttaş gazeteciliği ve yurttaş foto muhabirliği.
Bu iki kavram da dijital teknolojinin gelişmesinden, internetin ve dijital fotoğraf makinelerinin yaygınlaşmasından sonra ağırlıklı olarak hayatımıza girmiş olsa da, ilk örneği Kennedy  suikasti esnasında video kamerası ile çekim yapan ve bunu 150.000 Dolar gibi bir rakamla Life Dergisi’ne satan Abraham Zapruder isimli bir ABD vatandaşı ile ortaya çıkıyor.

DSC03193
Yakın tarihlerde ise Londra Metrosu saldırısı, 11 Eylül saldırıları, Arap Baharı, Irak’ın işgali, Japonya’da tsunami felaketi gibi olaylarda da yurttaş gazeteci ve yurttaş foto muhabirleri aracılığıyla toplum çok daha geniş bilgiye, fotoğraf ve videolara erişiyor. Yurdumuzda da HSBC saldırıları ya da Gezi eylemleri gibi olaylarda hem sosyal medya hem de ajanslar, haber siteleri ve diğer medya organlarında yurttaş gazeteciler ve yurttaş foto muhabirleri tarafından haberleştirilen bilgi ve fotoğraflar sık sık kullanılır hale geliyor. HES direnişleri, Yeşil Yol Projesi, nükleer karşıtı eylemler, Güneydoğu’da yaşanan olaylarda gizlenmeye çalışan gerçekler de yine yurttaş gazeteciler ve yurttaş foto muhabirleri sayesinde gündemde daha fazla yer bulabiliyor.

DSC01445
Dijital medyanın yalan habere çok açık olması ve fotoğraflar üzerinde dijital manipülasyonun çok kolay olması bu tip haberlere biraz mesafeli durmayı gerektiriyor gibi düşünülse de her alanda olduğu gibi rekabetin çok yoğun olduğu medya alanında bu sorun şimdilik geri plana atılmış gibi görünüyor. Her ne kadar dünyada ve Türkiye’de bu konu üzerinde başta gazeteciler ve foto muhabirleri olmak üzere çeşitli tartışmalar yürütülse de henüz etik ya da hukuki olarak kesin sınırları belirlenmiş bir şey gözükmüyor. Fakat herkesin elinin altında bulunan akıllı telefonların kameralarının 1991 yılında Kodak tarafından piyasaya sürülen 1.3 MP’lik 30.000 $’lık fiyat etiketine sahip DSLR’den çok daha iyi olduğu düşünüldüğünde, twitter ve facebook gibi sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla hızla paylaşım yapılabildiği bir dünyada ancak “iyi olanın kötüyü yeneceği”, “gerçeğin her zaman yalana galip geleceği”ni umut etmekten başka bir beklentimizin olması mümkün gözükmüyor.

DSC06144
İşin iyi yönünden baktığımızda ise bu iki kavram sayesinde artık belediyelerin yapmadıkları ya da kötü yaptıkları işlerden tutun, bir hastanedeki olaya, herhangi bir yerde yaşanan bir tacizin görüntülerinden, bir restoranın ürünlerindeki yanıltıcı bilgilere, engellilerin karşısına çıkarılan güçlüklerden, herhangi bir yerde yapılan küçük-büyük pek çok haksız ve yanlış davranışa ait bilgi ve fotoğraflara hızla çok daha geniş kitleler tarafından ulaşılabiliyor. Aynı şekilde sosyal medya kanallarından ya da interaktif haber siteleri aracılığıyla hızlı bir toplumsal tepki ortaya konabiliyor.
Ben, toplumsal bilincin artmasındaki katkılarından dolayı yurttaş gazetecilik ve yurttaş foto muhabirliği kavramlarının getirdiklerinin çok önemli olduğunu, haber alma, bilgilenme ve hak arama özgürlüklerimizin güvenceleri olduğunu düşünüyorum.

Bu nedenle her kim olursanız olun, ister küçük bir köyde, ister bir büyük şehirde yaşıyor olun haksızlık karşısında sessiz kalmayın, tepkisiz kalmayın. Fotoğrafını çekin, belgeleyin, haber yapın, paylaşın. Mutlaka sesinize ses veren başka insanları yanınızda bulacaksınız.  Artık,  “kimse bilmez/görmez nasıl olsa!” düşüncesi ile hareket edenler, küçücük bir cep telefonunun üstündeki parmaklar sayesinde bir anda kendilerini gündemin içinde ve belki de en tepesinde görebilirler.

İhmal etmeyin, görmezden gelmeyin, dünyayı ben mi kurtaracağım diye düşünmeyin.
Güç parmaklarınızın ucunda…

 

Yazar Hakkında

Benzer yazılar