Fotoğraf ve Hikaye

Hepimiz severek veya sevmeyerek bir iş yapıyoruz. Amaç satılan emeğin karşılığı olan para denen illete kavuşmak. Emek ve sermaye ilişkisi denilen bu durumda emeğin karşılığını alıp almadığımız hep sorunludur. Sermaye, emeği ucuza getirme derdinde, Emekçiler ise emeklerinin karşılığını alma derdindedir. Bu sarmal çelişki mevcut üretim ilişkileri (kapitalizm) sürdükçe hak alma mücadeleleri de sürecektir. İhtiyaçlarımızın giderilmesi için yaptığımız işin nevi meslek olarak nitelendiriliyor. Ne iş yaparsın? Öğretmenim, avukatım, metal işçisiyim. Su tesisatçısıyım, taksi şoförüyüm, fotoğrafçıyım, ya da sanatçıyım(!) ….filan deriz.  Yani günlük yaşamımızı idame etmek için, para peşinde koşturuyoruz.

Hayatımıza anlam katmayı düşündüğümüzde sanat denilen alanın dallarına yapışırız. Ama çekiniriz sanat mı? Yok daha neler amatörüm, zevk için yapıyorum, hobi olarak canım sanat kim ben kim deriz. Sanat sanatçıların işidir. İyide sanat ne? Bir meslek mi? Hiç değil. Korunaklı, toplum üstü, imtiyazların yaratıldığı bir alan. Sanatı meslekleştiren, ticarileştiren, metalaştıran bir düzende başka türlüsü beklenemez zaten.

O zaman yaratılan bu sanat algısını ayakları üstüne oturtmamız gerekiyor. Evet en azından bu gün için mevcut üretim ilişkilerini değiştiremeyebiliriz ama  bu sanatın dışında kalacağımız anlamına gelmez. Kendimize ayırdığımız zamandan fedakarlık ederek düşüncelerimizi, duygularımızı yeni bir hayat için kullanabiliriz.

Taksi şoförü olabiliriz. Hayatı çalıştığımız alandan doğru anlamlandırabiliriz.

İşte bir örnek Şevket Şahintaş. Bir zamanlar taksi şoförü olarak çevresince bilinirken şimdi uluslar arası bir fotoğraf sanatçısı olmuştur. Ve dünya onu fotoğrafçı olarak tanıyor.  Ama Şevket hâlâ taksicidir. Şevket fotoğraf aracılığıyla tanıklıklarını, dünyasını paylaşmıştır. Sorguladıkça hayatı anlam kazanmış, fotoğraflarının içeriği oluşup hakiki olmayı göstermiştir. Lütfen inceleyiniz… Ya da öğretmensiniz, resimle, şiirle, müzikle veya fotoğrafla kendinizi ifade edebilirsiniz. İçinde yaşadığınız dünyayı plato yapar belgeler, gösterir ve paylaşabilirsiniz. Siz kanıksanmışlığı alışılmışlığı yıktığınız ölçüde fotoğrafınız anlam ve içerik kazanır. İçinde yaşadığınız dünyayı sorgular ve sorgulatırsınız. Fotoğraf sizi değiştirir, etrafa bir başka bakarsınız. Duygularınızı düşüncelerinizi fotoğrafın diliyle ortaya koyarsınız. Ortaya koyduğunuz fotoğraflar o zaman hakiki olur.

eve-dönü_Öğretmen Damla Samgar’ın fotoğrafları (Hayattan Objektife köşemizde de yayınlanmıştı) bana bu yazıyı yazdırdı. Van’ın bir köyünde öğretmenlik yapıyor. Çocuklarla günü geçiyor sonrasında köyde yaşıyor. Yaşadıklarını, duygularını fotoğrafın diliyle paylaşıyor. Ben fotoğraflarını beğendim. İçten ve samimi buldum. Paylaşmak istedim. Önerim proje geliştirip, hikayeleştirebilmesi. Okul yaşamı, köy yaşamı, çocuklar, kadınlar vb. Paylaştığı fotoğraflar bu alanda başarılı olacağının izlerini taşıyor. Yeter ki inatla ve ısrarla hikayelerin görsellikle anlatımında çalışmaya devam etsin.

Damla’nın fotoğrafı bende şu duyguları uyandırdı;  “Evler yaslanmış birbirlerine, dağlar sıralanmış, üstlerini kardan yorganlarıyla örtmüşler. Üç çocuk sırtlamışlar çantalarını, yükleri ağır çok ağır, geleceklerini taşıyorlar sırtlarında. El ele tutuşup ilerliyorlar. Güneşin açacağı, karların eriyeceği, bitkilerin boy vereceği günlere, masmavi gökyüzü mekan olmuş, zamana ve insana…”

Bu yazı ilk olarak evrensel.net’te yayınlanmıştır.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar