Akın Acar ile Makro Fotoğraf Sohbeti

akınDenizli’de doğan Akın Acar Dicle Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu bir öğretmen. 2013 yılında AFIAP, 2014 yılında EFIAP, 2015 yılında ise EFIAP/Bronz ünvanlarını alan sanatçı, küçük canlıların insan yaşamındaki önemini anlatmak ve çevre bilincini oluşturmak adına çalıştığı makro fotoğraf projeleri ile Sami Güner Kupası, Afad Özel Ödülü gibi pek çok başarıya imza atmış. Halen Sille Sanat Sarayı ve Antalya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği üyesi olan Akın Acar Fujifilm’in X-Photographer listesine giren sayılı Türk Fotoğrafçılardan da biridir.

-Türkiye’de Makro fotoğraf denilince akla gelen ilk isimlerinden birisiniz. Öncelikle Makro ile ne zamandır iç içe olduğunuzu sormak isterim?

“Duygusal ve düşünsel birikim” makineyi elinize almadan önce bir hazır oluşluk aşamasıdır. Bu birikim olmadan iyi bir fotoğrafçı olmanız zorlaşır. Çocukluğum; ormanı, nehri olan ve yeşil alanlara sahip bir kasabada geçti. Kelebeklerin, yusufçukların, örümceklerin, uğur böceklerinin her türlü küçük canlının cirit attığı, doğa ile sarmaş dolaş bir yerleşim alanıydı burası. Öyle ki evimize bile gece gündüz misafir olan canlılardı bunlar. Onlar her an karşımızda oldukları için hayatımızın parçalarıydı. Karıncaların bitmez tükenmez enerjileri, bal arılarının çiçekten çiçeğe telaşlı uçuşları, su birikintisindeki yusufçukların süzülüşleri, buğday biçerken birden elinize atlayan mantis türleri, nazlı nazlı kanat çırpan büyüleyici renklere sahip kelebekler, gece balkonda otururken lambanın ışığına koşan birbirinden ilginç canlılar… Dünyaya makro gözle bakmaya çocukken başlamışım demek ki.

-Küçük canlıların dünyasını ne zamandan beri fotoğraflamaya başladınız?

Herkes gibi fotoğraf hayatımda her zaman vardı. Sahip olduğum orta vasıfta makinelerle doğayı fotoğraflama çabasında oldum hep. Amatör bile diyemeyeceğim tamamıyla kişisel bir tatmin için yapılan bir uğraştı benim için. Sosyal ağların çoğalması, paylaşım kolaylığının sağlanmasıyla doğadaki makro fotoğraflarımı paylaşmaya başladım. Fotoğraflarıma olan beğeninin artması, özellikle küçük canlıları daha önce hiç fark etmemiş insanların ilgi göstermeleri bende iyi bir iş yaptığım düşüncesine uyandırdı. Böylelikle kendime 5-6 yıl önce bir sorumluluk yükledim: Beton kültürü içinde sıkışmış insanlara doğayı ve küçük canlıları hatırlatmak…. Fotoğraf çekmeye başlama tarihim; makro çekimi için deklanşöre ilk bastığım gün müdür yoksa çokça beğeni almaya başladığım gün mü? Ama ben kendime sosyal sorumluluk yükleme cesareti gösterdiğim gün diyorum.

daisy world_Akin Acar_Male_Turkey_akinacar10@hotmail.com_05063808118
-Makroya başlayacakların en çok merak ettiği şey en ucuz yolla nasıl makro fotoğraf çekebiliriz? Close up lensler, uzatma tüpleri makroya başlangıç için yeterli mi sizce? Yoksa bunlara boşuna para harcamayın ve mutlaka iyi bir makro lens alın mı dersiniz?

Gözünüzü ve yüreğinizi ortaya koymadan ister ucuz ister pahalı ekipmanlara sahip olun makro fotoğraf çekemezsiniz. Siz hazırsanız makro çekim özelliği olan ucuz da olsa basit de olsa her türlü fotoğraf makinesiyle başarılı çekimler yapabilirsiniz. Maddi imkansızlıklar içinde bile olsanız tutkunuz size çözümler üretmeniz için güç verir. Makro fotoğrafçılığı geçici bir hevesle ya da beğeni alma çabası için yapılacak bir uğraş da değildir. Emek ve sabır ister. Doğayı ve canlıları tanımak ister. Cesaret ister. Bunlara sahipseniz makro fotoğraf çekmek için yeterli her türlü ekipman iş görür. Doğada zaman kavramı önemlidir. İmkanınız varsa kullanımı kolay, zaman kaybettirmeyen, hareket kabiliyetinizi kısıtlamayan iyi ekipmanlara sahip olmaya çalışsın. İmkanınız yoksa sadece biraz yorulursunuz. Bu da iyi çekimler yapamazsınız anlamına gelmez. Tabi bu sözlerim yeni başlamak isteyenlere.. Zamanla neye sahip olmanız gerektiğini ustalaştıkça hissedeceksiniz.

-Ekipman olarak son yıllarda aynasızlara geçtiğinizi biliyorum. Hatta Fujifilm’in ülkemizdeki sayılı X-Photographer’larından biri oldunuz. Okuyuculara biraz kullandığınız ekipman hakkında bilgi verebilir misiniz?

Daha önce de söylediğim gibi doğaya çıktığınız zaman yükünüz ne kadar hafif olursa hareket kabiliyetiniz o kadar artıyor. Deneyimlerinize dayalı olarak ne istediğiniz öğreniyorsunuz. İhtiyaçlarınıza cevap verebilecek bir ekipmanla tanışınca ona yöneliyorsunuz. Yapmak istediklerinizi cevap verebilen, yeteneklerinizi ve emekleriniz heba etmeyen bir ekipman her fotoğrafçının peşinden koştuğu şeydir. Teknoloji hayallerinize cevap veriyorsa işe yarar. Kullandığımız ekipmanlar dönem dönem değişebilir. Şu anda ihtiyaçlarıma cevap verebilecek nitelikte olduğunu düşündüğüm Fujifilm ekipmanlarını kullanıyorum. Özellikle makro çekimlerde fujinon 60 mm lensi beğendiğimi söyleyebilirim.

AKIN

-Sizce makro fotoğrafta kompozisyon mu önemli yoksa aslolan konu mu?

Divan edebiyatında “Leyla ile Mecnun” nun aşkını bütün divan şairleri konu olarak ele aldığı halde bu gün sadece Fuzuli’ ninki akıllarda kalmıştır. Onun konuyu ele alış biçimi, üslubu diğerlerinden daha güçlü olması eserin kalıcılığını sağlamıştır. Konu önemlidir ama etkili bir kompozisyonla sunma biçimiz onu daha değerli kılar. Bir çok makro fotoğrafçısı aynı tür kelebeği çektiği halde bazılarını daha çok beğeniriz. Konunu kadraja doğru yerleştirilmesi, arka fonla uyumu, fotoğrafçıya bağlı olarak doğal ışığın yönü ve etkisi, konuyu daha büyüleyici kılar. Estetik kaygı taşıyanlar konu ve kompozisyonu bir bütün olarak görürler. Belge niteliği taşıyan çekimlerde konu önemli gibi görünse de başarılı bir kompozisyonla onu güçlendirmek çalışmayı daha etkili kılar. Kompozisyon yapacağım diye konuyu gereksiz ayrıntılarla boğup onu geri plana atmak da bir hatadır. Böyle bakmak lazım.

-Makro fotoğraflarınızın dışında bunların sunumunda da toplumsal meselelere karşı olan tavrınızı görüyoruz. Özellikle yaşam alanlarına fazlaca müdahale ettiğimiz bu küçük varlıkların da yaşamaya bizler kadar hakkı olduğunu söyleyen bir tutumunuz var. Bu farkındalık yaratma çabanızdan biraz bahseder misiniz?

Fotoğraflarımdaki ana tema farkına varamadığımız doğadaki küçük canlılardır. “Doğanın sürekliliği ve insanın yaşam kalitesi küçük canlılara bağlıdır.” Tema ile anlatmak istediğim budur. Küçük canlı farkındalığı oluşturmak gayesindeyim. Küçük canlılara dikkat çekmek için onları insanlarla göz göze getirmeye çalışıyorum. Böylelikle onlara karşı duyulan korku, tiksinme gibi olumsuz duyguları az da olsa ortadan kalkacağını düşünüyorum. Fotoğraflarıma bakarsanız bunu hissedersiniz.
Doğa bir bütündür. İçinde var olan her unsur birbirine bağlıdır. Bu bağ hayatidir. Birinin eksikliği diğerlerine de zarar verir. Bu zincirin kırılması insan yaşamının da kalitesini düşürür. Sunumlarımda bunları dile getiriyorum. Bunu burada uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Herkes ne demek istediğimin farkında.

AKIN

-Bazı makrocular ortama müdahale ederek, hatta daha ileri gidip ölü hayvanlar kullanarak netliği ve kompozisyonu sağladığını biliyoruz. Sizin sahadaki tutumunuz nedir? Makrocu belgeselci gibi mi hareket etmeli yoksa iyi fotoğraf için her yol mübah mıdır?

Ben bu şekilde fotoğraf çekmeye çalışanları bencil ve acımasız olarak görüyorum. Küçük canlıları yaklaşmayı beceremedikleri ve ya onlardan korktukları için öldürerek çekmeye çalışıyorlar. Bu doğa fotoğrafçılığı değildir. Olsa olsa yaptığıyla kendini alkışlatmaya çalışan bencillerdir. Ama ne yazık ki bu tür makro fotoğrafçıların sayısı oldukça fazla. Bilimle uğraşıyorsa ve bu konularda uzmansa ona söyleyecek sözüm yok. Benim çalışmalarında canlılar aktiftir. Ürerken, beslenirken, dinlenirken çok yakın detaylar alabilirim. Çünkü onlara ne zaman yaklaşacağı bilirim. Bunu fotoğraflarımda görebilirsiniz.
Çekim esnasında ortamı müdahale etme meselesine gelince amaç görsel güzelliği sunmak, konuyu daha izlenebilir hale getirmek ise canlılara ve doğaya zarar vermeden böyle şeyler yapılabilir.

DSCF4620
-Makro’nun en büyük problemlerinden biri de netlik. Ufacık bir canlıyı baştan sona net çekmek oldukça zor bir iş. Netliği sağlamak için okuyuculara verebileceğiniz tüyolar var mı?

Sabahın erken saatlerinde güneşten enerjilerini almadan onlara yaklaşabilir ve istediğiniz görüntüleri alabilirsiniz.Bu vakitte hareketsiz olmaları net fotoğraflar çekmek açısından bir avantajdır. Makinenizi uygun bir yere sabitleyip titremeyi önlemelisiniz. Tek çekimde istediğiniz netlikte kareler elde etmek mümkündür.
-Çekim sonrası aydınlık oda dediğimiz bölümde fotoğraflara ne gibi müdahaleler yaparsınız? Büyülü arka planları almayı sahada mı başarıyorsunuz yoksa photoshop gibi programlar yardımcı oluyor mu?

Fotoğraflarımda bazen çok basit ışık, renk, kontrast, keskinlik ayarları yapma ihtiyacı hissederim. Arka planları sahada doğal ortamları kullanarak elde ederim. Arka fonlarım hepsi doğaldır.

dual_Akin Acar_Male_Turkey_akinacar10@hotmail.com_05063808118
-Türkiye’de Makro fotoğraf gerektiği kadar ilgi görüyor mu? Canlı çeşitliliği açısından ülkemizi nasıl değerlendirirsiniz?

Doğada makro fotoğrafçılığı zor bir uğraştır. Herkesin ilgisini çeker.Her fotoğrafçı bir kez dener ama zoru görünce vazgeçerler. Şehir kültüründe büyümüş fotoğrafçılar bazen bir hevesle benimle çalışmalara gelirler. Ama küçük canlıları görünce onlara yaklaşmaktan, dokunmaktan korkarlar. Sıcağı, çamuru bahane ederler. Bu tutku derecesine ulaşmamışsa başarılı olmak zordur.Küçük canlı tür çeşitliliği açısından dünya zenginiyiz. Bu nedenle her yıl gümrüklerde böceklerimizi kaçırırken yakalanan yabancıları görüyoruz.
-Bazı makrocular sadece kelebek çeker, bu konuda uzmanlaşmıştır. Siz ise neredeyse her tür minik canlıyı fotoğraflıyorsunuz. Bunlar arasında çekmekten en çok keyif aldığım dediğiniz bir tür var mı?
Mantislerle çalışmayı seviyorum. Onlarla iletişim kurabiliyorum sanki. Ama küçük canlının her türlüsü ile çalışmak ayrı bir keyif veriyor bana.
-Sahada çalışırken başınıza gelen en beklenmedik şey ne oldu? Sonuçta vahşi doğada fotoğraf çekiyorsunuz bize makro’nun tehlikeleri hakkında da biraz bilgi verebilir misiniz?

Sahada çalışırken işinize odaklandığınız için çevrenizden kopuyorsunuz. Zehirli sürüngenlerle aynı alanı paylaşıyorsunuz. Yanlışlıkla üzerlerine bastığım zamanlar olmuştur. Veya çekim sonrası elbisenize yapışmış davetsiz bir misafiri evinize götürebiliyorsunuz. Sahada üzerime yapışmış eve gelince ensemden sokan bir eşek arısı hatıram vardır. Bunlar deneyimdir. Saha elbisenizi ayrı olmalıdır. İşiniz bitince üzerinizi değiştirmelisiniz.

-Makro konusunda eğitimler de veriyorsunuz. Ayrıca farklı bir de kitap projeniz var. Bize biraz bu kitaptan bahsedebilir misiniz?
Eğitim davetleri aldığım zaman gidiyorum. Deneyimlerimi paylaşıyorum. Evet “Doğada Makro Fotoğrafçılığı” diye bir kitap çalışması içindeyim. Acele etmiyorum. Deneyimlerimi paylaşmak adına akıcı bir dille, samimi bir ifadeyle yardımcı bir kaynak oluşturma çabasındayım.

-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? Sitemiz adına bizleri bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederiz.

İlginiz için teşekkür ederim. Sitede emeği geçen herkesi kutluyorum.

Röportaj: Masis Üşenmez

Fotoğraflar: Akın Acar

Not: Bu röportaj Photoplay dergi Makro özel sayısı için yapılmıştır.

Yazar Hakkında

Masis Üşenmez

1979 yılında İstanbul’da doğdu. Lisans öğrenimini 2000 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi'nde İktisat bölümünde tamamladı. 2001 yılında İstanbul Üniversitesi'nde İşletme Master'ı yaptı. 2013 yılında Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık önlisans bölümünü bitirdi. Filmli makineler ile çocuk yaşta tanıştı. Dijital fotoğrafa ilgisi 2008'de başladı. O dönemden bugüne, Türkiye başta olmak üzere birçok ülkeyi gezdi ve fotoğrafladı. Sokak ve gezi fotoğrafları çekmektedir. Çeşitli fotoğrafları ulusal ve uluslararası yarışmalarda 260'den fazla sergileme, çeşitli dereceler ve madalyalar aldı. Yurt içinde ANAFOD, FOTOGEN, Sille Sanat Sarayı, Yurt dışında ise UPI ve PSA fotoğraf derneklerine üyedir. AFIAP ve UPI CROWN 2 ünvanlarına sahiptir. Kişisel blogu fotografciningalaksirehberi.blogspot.com 'da fotoğraf yazıları ve 2005'den beri Öteki Sinema'da sinema eleştirileri yazmaktadır.

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Arda Kutlu

    Vay canina…

    Ben dogadaki olu bocekleri topluyorum. Sonra studyoda baska turlu cekilmesinin imkani olmayan sekilde bu olu bocekleri cekiyorum. Senelerdir butun ugrasim bu. Bu ugrasimi daha iyi hale getirmek icin cihazlar gelistiriyorum, hobimi elektronikten mekanige kadar yan dallara ayirarak gelistiriyorum. Benim cekmeyi hedefledigim fotograflarin bir cogu, ister gunun erken vaktinde ister gecenin yarisinda olsun sahada cekilebilecek fotograflar degil. Butun dunyada “Studio Macro Photography” diye bir makro alt dali benimsenmisken Akin Bey’in ne hakla beni ve benim yontemimle calisanlari bencillikle sucladigini idrak edebilmis degilim.

    Bunun yaninda, olu ya da olmek uzere olan bocekleri bulmak, canlilarini bulup cekmeye calismaktan daha zor. Ikisini de denedigim icin bunu soyleyebiliyorum. Ayrica is ekstrem-makro boyutuna geldiginde bocegi konumlandirmak, kadrajlamak, isiklandirmak ciddi deneyim isteyen zor surecler haline geliyor. Akin Bey’in butun portfolyosunu bilemiyorum tabiiki ancak yazida gordugum ve “secilmisler” oldugunu tahmin ettigim fotograflar arasinda 1:1 makronun otesinde yakinlastirmalar olmadigi icin Akin Bey’in bu zorluklarin varligindan haberdar oldugundan supheliyim.

    Sahada cekmenin de cok zor yanlari oldugunun farkinda ve bilincinde olarak Akin Bey’e de bilmedigi konularda baskalarinin ugraslarina ve kisiliklerine hakaret etmeden once biraz arastirma yapmasini tavsiye ederim.

    Kendisiyle hemfikir oldugumuz tek nokta dogaya ve canlilara zarar vermemektir. Neyin sanat olup neyin olmadigina yada kimin bencil olup kimin olmadigina karar verecek kisinin kendisi oldugunu zannetmiyorum.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir